“Son on dakika!” uyarısı yapılıyor. Oturalı saatler olmuş, ben hala sonuncuyu nasıl karalasam diye düşünüyorum. Soldan sağa mı, yoksa sağdan sola mı karalamalı? Bunları düşünürken daha da önemli bir şey çalıyor kapıyı. Midemi yakmaya başlıyor davetsiz pirinçler. Sanki bir kavanoz yutulsa istenen şeyi gerçekleştirebilecek pirinçler…
Akşamdan kalma insanın bedeni yansıyor minik yuvarlakların içine. Tüm birikenleri kusuyorum bir dakikada, karşımda sıralanmış soruları çözerek. O kadar da kolay değil kusmak. Her şeyin bir adabı var. Belirlenen yerin dışına taşıramıyorum kusarken. Örneğe göre aktarıyorum naçizane birikimlerimi. Doğru olsun diye çok bastırmak da işe yaramıyor. At muamelesi görüyorsun her halikularda. Doğumundan ölümüne kadar koşan bir at oluyorsun. Koşarken yapılan yanlışlar da birçok şey götürüyor yaşantıdan. Bazen yanlışların çokluğu, doğruların varlığını azaltıyor yanlışlar çoğaldıkça, diğer atlar ve onların sahiplerinin de bakışları değişiyor bir anda. Her daim elimde duran ama sürekli başkalarının kullandığı yaşamımım anahtarı, beni esir düşürüyor diğerlerine. Yaşam anahtarımın dışında bir de kimilerinin “cevap anahtarı” dediği ama aslında hangi soruların cevaplarını açtığını bilmediğim bir anahtara sahip oluyorum. Bu, yaşam anahtarımdan sonraki en değerli anahtarım oluyor. O yüzden kullanırken çok dikkat edilmesi gerekiyor. Buruşturulamıyor, katlanamıyor ve en önemlisi dışına taşırılamıyor. Sırf bu anahtarı doğru kullanmak için yıllarımı harcıyorum buna rağmen bana açtığı kapı, daha büyük bir hipodroma girmemi sağlıyor. Bir sonraki kapıyı açsam bile onun ardında başka yarışların da kapısı olduğunu biliyorum. Önemli olan açtığım bu kapıların sayısı değil, kapıları açarken anahtarı kimin kullandığı oluyor. Beni besleyip büyüten ailem mi, onları çevresi mi, yoksa ben mi? Bensem bu anahtarı kullanan, istemediğim başka bir yarışa dolduruyorum yuvarlakları. Ailemse bu anahtarı kullanan, gururla dolaşıp, beni herkese anlatmak için doldurtuyorlar yuvarlakları. Eğer bizden başka elinde tutuyorsa bu anahtarı, benden sonrakilere gösterilip, ibret ya da örnek alınmak için dolduruyorum yuvarlakları.
Sınıfın içinde dolaşan adamın “Bitirin de gidelim.” Bakışlarıyla toparlıyorum kendimi. Midemdeki davetsiz pirinçler anneannemin selamı olduğunu söylüyor bana. O sırada “Son beş dakika!” uyarısı yapılıyor, artık karar verme zamanımın geldiğini anlıyorum. Soldan sağa mı, sağdan sola mı? Ben istemeden çoktan seçildiğim yarışta, sıramı değiştiriyorum bir saniye süren karalamayla. Hiçbir şekilde geri dönemeyeceğim kararlar alıyorum, kendim, ailem ve başkalarının adına. Yaptığım doğruysa, hep beraber seviniyoruz; başarıyı hep beraber çalışarak kazandığımız için. Yaptığım doğru değilse, yine hep beraber üzülüyoruz; ama sorumlusu yalnız ben olduğum için.
Beş farklı yol var önümde. Bunlardan bir tanesi beni “mutluluğa” götürüyor. Geriye kalan dört tanesi, ya beni bu yarışın en başına götürüyor ya da bir başka alanda yarışmaya başlatıyor. Son kez elime aldığım kalemi, beş farklı yoldan birine götürüyorum. Dışına taşırmadan dolduruyorum gerekli yeri. Biriktirdiklerimi noktalıyorum son karalamamda. “Sınav sona ermiştir.” Diyor görevli. Ben de anahtarımı teslim edip, karşıma çıkacak olan yeni yarış kapılarını beklemeye koyuluyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder