Bir yandan kahvemi yudumlarken diğer yandan Bayan Kırkyama'yı seyrediyordum. Bu, benim ona taktığım bir isimdi. Onlarca parçadan oluşmuş kıyafeti ile her haftasonu bu kafeteryaya gelip öylece otururdu. Ben dahil onu izleyen birçok kişi olduğundan haberdardı ama bu onu rahatsız etmezdi. Tek yaptığı, kahvesini yudumlayıp camdan dışarı bakmak olan kadın, şimdi neredeyse tamamen çılgına dönüş, önüne gelene saldırıyordu.
Oturduğum yerden kalkıp hemen yanına doğru koştum. Bayan Kırkyama'yı dışarı çıkartırken, masaları dağılanlardan özür dilemek bana kalmıştı. Aylarca sakin gördüğüm bir kadının aniden etrafa saldırmasına anlam veremiyordum. Birkaç defa sormak istesem de bunun pek iyi bir fikir olmadığına karar verdim. Biraz dolaştıktan sonra tekrardan aynı kafeteryanın önünde durduk. Akşam güneşinin, her bir kıvrımlı çukurunu aydınlattığı kadının yüzünde, küçük bir teşekkür gülümsemesi belirdi. Arkamı dönüp gitmek üzereyken yaşlı kadın, kolundaki saati çıkarıp bana doğru uzattı. Çok eski gibi durmuyordu ancak saat tam bir buçuk'ta durmuştu. Cevap alamayacağımı bildiğim halde Bayan Kırkyama'ya saatin neden çalışmadığını sormak için başımı kaldırdığımda, kadının çoktan evine doğru yola koyulduğunu gördüm.
Her haftasonu, elimde tam bir buçuk'ta durmuş kol saatiyle Bayan Kırkyama'yı bekliyordum. O günden sonra onu bir daha göremeyeceğimi düşünüyordum; ama yanıldım. Eskisinden çok daha farklı bir hale gelmişti. Belki benim gibi kafeteryaya sürekli gelenler bile onu tanımakta zorlanmıştı. Bembeyaz saçlarını boyatmış, yüzündeki tüm kırışıklıklar yok olmuştu. En önemlisi de üzerinden hiç çıkartmadığı parçalardan oluşan elbisesini değiştirmesiydi. Onu yedinden öğlen vakti burada görmek beni sevindirmişti. Masasına oturduğumda kahvesi çoktan önüne gelmişti ve benim de onun yanına oturacağımı tahmin edebiliyordu.
Bana verdiği saati masaya koyup karşısına oturdum. Hiçbir şey söylemeden çantasından bir zarf çıkardı. İçinden çıkarttığı fotoğrafları teker teker bana gösteriyordu. Öğrencileriyle çektirdiği fotoğraflardan sonra sıra kocasınınkilere gelmişti. Aynı okulda tanışmış olmalılardı. Birkaç sene sonra da evlenmişlerdi. Beraber bu kafeteryaya gelip her haftasonu, birlikte oturduğumuz masada birçok fotoğrafları vardı. Daha sonra fotoğraflarda yalnızca masada tek başına oturuyordu ve daha öncekilerde olmadığı kadar mutsuzdu.
" Bana şeker getirebilir misin?" diye sordu kadın. İlk defa konuşmasının şaşkınlığıyla ona şeker getirmek için kalktım. Geri döndüğümde Fotoğrafları çoktan çantasına geri koymuştu. " Artık kahveyi tatlı içiyorum." dedi gülümseyerek yaşlı kadın. Ben hala bir şeyler anlatmasını beklerken, o " Sana her şeyi anlattım." der gibi bakıyordu. Birkaç dakika sonra kahvesini bitirip ayağa kalktı. "Görüşürüz." dedi kadın kendinden emin bir sesle. Kafeteryadan ayrılmadan önce bana kocasıyla çektirdiği son fotoğraf ve saati bıraktı. Fotoğrafın sağ altında yazanları fark ettim. Tarih, Bayan Kırkyama'nın kafeteryayı dağıttığı günle aynı ve saat; bir buçuk yazıyordu. Kol saatine tekrar baktığımda saat, bir buçuğu beş dakika geçmişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder